14 Şubat 2012 Salı

Gamze Akbaş

keşke tüm canımı ona verebilsem dediğim anne. çok zor bu kanser denen illet. yaşayan malesef çok var bu illeti. annem de kanser illetiyle boğuşurken doktoru artık kanserin grip kadar yaygın olduğundan söz etmişti.
şimdi bu güzel kadın ağladı ya tüm yaşadıklarım gözümün önünden aktı gitti. ben de çok ağlamıştım annem ya ölürse diye. benim en yakın arkadaşım o, o ölürse ben ne yaparım diye. onun da küçücük bir oğlu var benim gibi o da ağlamasın diye keşke tüm canımı anneciğine verebilsem. güçlü ol gamze yanındayız hepimiz, emin ol. bu ülkede çok harika insanlar yaşıyoren az muzdarip olduğu illet kadar evli olması da düşündürüyor insanı.
en az atakan kadar, gamze akbaş'ın eşi de düşündürüyor beni.
doktorlara güvenebilirsin, ilaçlara güvenebilirsin, tedaviye güvenebilirsin.
peki insana güvenebilir misin?

umarım hastalık döneminde eşi destek olan şanslı kadınlardandır gamze akbaş.
selma ann desmond vakasından sonra, kanserden değil insandan korkmak gerektiğini öğrendi ademoğlu.
inşallah sağlığına, gür saçlarına, huzuruna kavuşur ve her geçen gün iyileşen kişi sayısının daha da arttığı bu hastalığa çalım atıp oğluyla birlikte uzuuun bir ömür geçirir.
ismini görmek bile tüylerimi diken diken ediyor, anne olmadım henüz, annemi de kaybetmedim ne yaşadığı duyguyu anlayabilirim ne de yavrusuna yaşatma ihtimali olanı. bize yaşattığı duygu kalıyor elimde sadece. üzülmek yeterli gelmiyor bu duyguyu karşılamaya. minicik atakanı daha, kazık kadar olduk hala başımız sıkıştığında içimiz daraldığında annemizde buluyoruz rahatlığı, atakanın daha çok ihtiyacı var gamzeye. bir tüp kan sadece gerekli olan; hastaneye gittiğinizde rutin tetkikler için bile en az 2 tüp alınıyor, zor bir şey değil. belki o umut sizsiniz; hayatımızda vaktimizi alan o kadar boş şey var ki bari bu defa harcadığımız vaktin değeceği bir şeyler yapalım.
insanlar ya da hayvanlar ölümsüzlüğe bir adım daha yaklaşabilmek ve ölüme meydan okumak adına hayatta iz bırakmak isterler. bunu başarabildikleri ve süreklilik kazandırabildikleri tek yeti ise üremek. ölüme meydan okumak ve ölümsüzlüğe ulaşmak adına çabalayıp duruyoruz. bunun için doğuruyoruz ve doğurtuyoruz.

bir kadın, ömrü boyunca kaç çocuk doğurabilir. bir erkek, aynı ömürde kaç kadını gebe bırakabilir. en önemlisi ise; bu kadınlar ve adamlar, genleri haricinde bu çocuklara ne katabilirler? miraslarını nicelik açısından ne kadar büyütebilirler? bu kadar çaba göstermeye, bir insanın kaldırabileceğinden fazla sorumluluk edinmeye gerek var mı?

boşuna uğraşmayın: işte size ölümle dans etmenin davetiyesini sunuyorum: gamze, ölüme meydan okumanın başka bir alternatifi.

gamze ve onun gibi insanların ensesinde duydukları ölümü, bir tüp kan ile geri püskürtebilme gücüne sahibiz. bir tüp kan ve bir iğne ile ölümü yenebiliyor ve hayatın yenilenmesine sebep olabiliyoruz. dünyanın her yerinde insanlar ölüyor. kimileri yanlış anlaşılma yüzünden, kimileri miladını doldurduğundan, kimileriyse açlıktan ya da yokluktan vs. hiçbirine engel olamıyor insan oğlu. kılını kıpırdatmıyor hiç bir ölüme karşı. konuşuyor sadece. kan dursun diyor, ölüm olmasın diyor. ama sadece diyor.

işte insaların elinde büyük bir fırsat var. kendi miraslarını yaşatabilecekleri ve daha da ötesi, o soğuk ölümü insan sıcaklığında boğmabilme fırsatı. gamze' nin ve diğerlerinin, oğlunun ellerinin ayaklarının büyüdüğünü görme istediğine sebep olma fırsatı.

gamze, ölümsüzlüğümü senin için ilan ediyorum. umarım senin donörün ben olurum.

Karşılıksız Aşk

iyi midir kötü müdür, adamın neresine koyar bir fikrim yok. aslına bakarsanız karşılıksız aşk nedir o konuda da kesin bir kanım yok. birini çok sevmek karşılıksız da olsa sevmektir işte. herkes severken bir karşılık bekler, senin onu düşündüğün kadar ya da en azından bir miktar düşünmesini ister. oysa karşılıksızsa sevgin karşıdaki yüzünü çoktan başka dünyalara dönmüş olur sense kabeni belirlemiş namaza devam edersin durmadan. sevgidir en büyük din sözüne inanırsın mesela, sevmeye inanırsın, inananlara inanırsın. sonra onun gözünde bir yer edinmek için çizgi filmlerin sağından solundan fırlayan perspektif duygusundan yoksun çizgi karakterler gibi onun etrafında gezinir olasıklıkları hesap makinesinde hesaplar gibi beyninde hesaplar çaktırmadan karşısına çıkarsın, hayatına girmeye çabalarsın. ama bir kere yollar kapanmıştır. sana her yol "o"dur orada da kırk kilitli kırk kapı seni beklemektedir. kilitleri bulsan bile hangisinin doğrusu olduğunu bilemezsin çünkü sen doğru sanarken o senden uzaklaşır bir başka kapının arkasına saklar ruhunu. ama senin ruhun bir kere eteklerinden tutmuştur ya onun ruhunu çocuklar gibi, bırakmak istemez. beynin olmaz der, tamam der, gözlerin bir şey olmadığını görür, kulakların duyar, dudakların dile de getirir bazen, kalbin küt küt atsa da uyar senin kararlarına ama ruhun uymaz en olmadık zamanda en olmadık hamleyi yapar ve tekrar aşık olursun. uzun sürer, uzadıkça yaran büyür, sen kurcaladıkça kapanmaz. ama sen kurcalamaktan vazgeçmezsin yaranı bir kere sevmişsindir ya bir kere gözlerinin içine bakıp kaybolmanın zevkine varmış biraz yakınına sokulduğunda yeni ıslanmış toprak kokusu gibi çekmişsindir ya onun kokusunu burnuna sigaraya bağımlı değilsindir belki ama artık ona bağımlısındır. geçtiği yolları kokusundan tanırsın köpek gibi ve çoktan köpek olmuşsundur aslında. ama gurur yaparsın iki ayakları üstünde yürüyen insandır aslın, zorlayarak zıplayarak iki ayağı üstünde yürüyen bir köpek yaratırsın yeni baştan. o ise bunların farkında mıdır, o senin sevgini bilse bile umursar mı, sanmam. o çoktan başka diyarların başka masallarında yeni yaşamlar kurmuş sen eskilerden kalma bir filmin içinde sıkışmışsındır. kimse sesli filmler çıktıktan sonra tercih etmez sessiz filmleri ve senin filmin allah'ına kadar sessizdir. istediğin çığlığı at o çoktan sesli ve bir o kadar da renkli ekranların karşısında yeni bantların delikli şeritleri arasındadır. sen istediğin kadar çırpın onun umrunda değildir. ama dersin ki yine sevme tamam, ben seviyorum ya seni o da yeter bana ve bekleyeceğim evet, inatla ve bir o kadar büyük bir aşkla ve biliyorum evet beklemek çözüm değil bir gün tamamen bir kuş olup uçarken avuçlarımdan rüzgarın bedeninden kopardığı tüyleri yakalayamaya çalışacağım bu sefer de seni unutmamak için. çünkü seni unutmak kendimi unutmaktır; seni unutmak, seni unutmaktır ve seni severken seni unutmak... bu imkansızdır. işte bu kadar karşılıksızdır.
bir minibüsün güneşliğinde yazdığı gibi; gülü dikenle avuçlamaya benzer; ellerin kan içinde kalır ama bunun hesabunu güle soramazsın... kendin kaşınmışsındır, tabi duyguları yönetmek ne mümkün... herkes kendinkinin en boktan olduğunu sanır gerek gidişatı gerekse yaşattıkları yüzünden, sanki kimseninki onun acısıyla baş ölçüşemez gibi. ama bir ömür çekenler bilirler bunu anlatmanın imkansızlığını, bunun yalnızlığında sokakta el ele tutuşan çiftleri görmeye dayanamamayı, sol frame de ilişkilerle ilgili başlıların içine bile bakamamalarını... bilirler fazla fazla şeyleri hadlerinden gayrı. bilirler artık tanrının insanları neden yarattığını, ama bilemezler neden bir ömürdür bu acıya mahkum olduklarını. burda bu entry(leri) girerken tüm arkadaşları çıkıp bir yerlere gezmiş tozmuş ama kendileri patates çuvalı gibi pazar gününü evde geçirirken sebebinin yine o karşılıksız sevmeler neticesinde oluştuğunu... içinde olmaktan biraz da mazoşistçe memnun oldukları kimlik bunalımlarının sebeplerini... bilirler adam gibi nasıl sevileceğini de...binlerce kez şiirler yazdım senin bilmediğin...hiçbirinde sen yoktun,sana olan duygularım vardı.yine sana aşık olduğum binlerce günün her saniyesinde dua ettim,bir gün her gün gördüğüm ellerini tutabilecek miyim diye.ya o gözlerin bir gün benim gözlerime beni sevdiğini hissettirecek şekilde bakacak mı diye.seninle beraberken duyduğum en oynak şarkılar bile,aslında hep sensizken hüzünlendirirdi.seni üzgün görünce ,seni üzen şeyin-bir kızın- boynuna atlamak isterdim.her karşılıksız aşk mağdurundan farklı değildi yaşadıklarım;ben herkes gibiydim,artık seni de herkes gibi yapabildim tek farkın bu.

o köprünün üstünden çok çok sular aktı.sana hislerim basit bir gençlik acısı olarak kalmış sadece. bu hislerimi sakın bilme,artık anlamı yok çünkü.hani herkes kurar ya "senden nefret bile etmiyorum";bence "sen" diye birşey yok.bir tek eskimiş duygular var sadece tarih sayfalarında, o günün şarkılarında bi de artık -eskiden- tüylerimi diken diken eden adında.

büyüdüm,büyüttün beni.hayatımda artık "karşılıksız" olan sevgi anneme , babama,abime bir de birkaç sevdiğim dostuma."karşılıksız aşk" diye bir şey yok,"karşılıksız acı "varmış sadece. sevdiğim insan beni sevdikçe,bana değer verdikçe,gözlerime senden beklediğim ışıkla bakınca anladım hakkettiğim sevginin değerini.senin bana yaşattıkların bir kaç acı duygu dışında...
sen yokken iyi şeyler hak etmeyen biri olduğumu düşünmeye başlamıştım. sen gelmeseydin hep de öyle sanacaktım herhalde.
sanmalıydım da olabilir.
öyle de olabilir.
seni hak etmediğim halde bulmuş da olabilirim.
herneyse...
nasıl hızlı bulduysam öyle hızla geçip gitme ama. öylesi, uzun yıllar sürenlerin bir gün birden bitişinden bile yıkıcı olur. onlar varken de yalnızdım ben, sen varken değilim.
şimdi o yalnızlığa nasıl geri döneyim?
iki kişi birden, aynı anda, birbirlerini, senin beni sevdiğin gibi sevse çarpışmazlar mı? kim kime daha aşırı olacak o vakit, kim kime daha nazlı? ikisi de birbirinin üstüne aynı anda giderse kim kimin üstüne düşecek? olmaz ki öyle.
herhalde o yüzden sen bu kadar açık seçik, döke saça seviyorsun, ben de ne yaptığımı bilmiyorum biraz. sen senin aynından bir tane istiyorsun karşında, ben şaşkınım biraz.
bir kadın bir adamı sevsin deli gibi, parçalasın kendini, adamın aklı, gönlü yoksa olmaz bu iş. ama bir adam sevsin bir kadını, yeterince ısrar etmeyi bilerek, kadının gönlü kayıverir nasıl olduğunu farketmeden. kadın öyle bir şey, kontrol kendinde sandığında yönlendiriliyor. kadının gönlü çalınır, aklı çelinir. dolu dolu bir sevgi kadına iyi gelir, içini ısıtıverir.
her kadın mı bilmem, bir kadında böyle oldu.
aşkın karşılığı yok değil, yalnızca kendisi gibi bir aşk değil karşılığı.
öyle bela bi şey ki, kurtulmak istesen de kurtulamıyorsun. evet, gerçek aşk bu dersin, kimseyi böyle sevmedim daha önce dersin, ama onun kalbi sana kapalı olur.. önce umut vardır, ya bir gün severse diye. zamanla o da yanıp kül olur. onunla asla olmayacağını kabullenirsin, ama sevgisini içinden atamazsın. koskoca iki yılı böyle yer bitirirsin. daha az görüşmeye başlarsın, daha az düşünmeye zorlarsın kendini, bilincini onu unutmaya programlarsın, ama bilinçaltı denen meret yakanı bırakmaz. ne kadar az düşünürsen o kadar çok rüyanda gösteriverir onu.

kimisi buna takıntı der. belki de öyle.. ama daha çok, o duyguyu öldürmeye gücün yetmediği için sevmeye devam edersin belki de. düşünsene, ilk defa bu kadar güçlü hisler beslemişsin birine karşı, kimbilir belki de bir daha hiç böyle sevemeyeceksin kimseyi. o kadar büyüktür ki sevgin, nasıl öldüreceğini bilemezsin. önceleri kıyamazsın yok etmeye, sonra da nasıl yapacağını bilemezsin.. hem insan nasıl bi anda bitirebilir ki aşkını, sırf karşılığı yok diye? istemez mi sanki kurtulmayı, hayatına devam etmeyi? bile bile, sürekli böyle bi acıyla yaşamayı kim seçer? mantık işi değildir evet, zaten aşkta da mantık aramak iş değildir.

hiçbir aşk sonsuza dek sürmez derler, tek güvence bu galiba.
en kısa zamanda kurtulmak dileğiyle..
karşılıksız aşk yoktur. en olmadı elinde bir avuc hayal kirikligi kalir. kirik hayaller bir dahaki sefere daha usturuplu hayaller kurma gereksinimi yaratir. neticede insan karsiliksiz ask sayesinde dogru (karsilikli) ask'i bulmaya bir adım daha yaklasir.
aşkların en güzeli olduğu tamamen uydurmadır efendim, bilakis en acı vereni, insana en çok koyanıdır. çünkü yaşadıklarını paylaşacak hiç kimse yoktur yanında, didişir durursun kendi başına.
seversiniz ama açılmak istemezsiniz ama bir arkdaşınıza anlatırsınız, size gaz verir" en azından söylede rahatla neden olmasın" der umuda kapılıp söylerisiniz, yada kız çok dikkatlidir, ona bakışlarınızdan durumu çakar ve sizi sıkışdırır itiraf edersiniz "ama ben x i seviyorum ona aşığım" cümlesiyle yıkılırsınız ama aranızdaki bağ daha öncesine dayanıyordur ikinizde birbirinizden vazgeçemezsiniz. onu o kadar çok seversinizki özel günlerde arkadaşca aldığınız hediyelerin altında hep bir anlam vardır, en azından hep kullanacağı birşey alimde beni hep hatırlasın belkide bir gün beraberken güleriz gibi düşünceleriniz vardır. her anında yanında olmuşsunuzdur iyi yada kötü gülerken beraber gülmüşsünüzdür ,ağlarken beraber ağlamışsınızdır ve sonra moralini düzeltmeye çalışsınızdır başarmışsınızdırda morali biraz düzelince geriye bakar ve "sen benim tüm ciyaklamalarıma hayata karşı olan düşüncelerime dayanmışsın" diyip senden özür dilerim diyince dayanamayıp beraber bir daha ağlarsınız peki bunlar olurken o sevdiği kişi nerdedir ? ayda 3-4 kez msn e anca girer nedense telefonunda hiç kontürü olmaz ve msn iletisinde hiç bir sevgi belirtisi yoktur sadece o kişinin ismi yazıyordur sizin bunca uğraşlarınızdan sonra o sevdiği kişi ile konuşan kızın sizi yeti gelince silebilecek bir duruma bile gelebilmesidir, ama yapamaz kıyamaz kıramaz onunda içinde artık birşey vardır size karşı itiraf edemez yükü daha da ağırlaşır 2 kişi arasında kalır geriye tek birşey kalır yine umut etmek onunla tekrar buluşup konuşcağınız günün umut etmek ,bilirsiniz o güne kadar hiç birşey olmıyacakdır, eğer o gün gelirse onuu elde ediceğinizi bilirsiniz. yapdığınız planlar bozulur yine karamsarlık başlar ağlarsınız ağlarsınız erkeklerinde ağlayabileceğini gösterirsiniz ama içinizde hep bir acaba yanlış mı yapıyorum kuşkusu vardır. geceleri düşünürsünüz aşıkmıyım ? yoksa sevgimi sadece yoksa alışkanlık mı sevgi deildir alışkanlık deildir düpe düz aşktır ağlarsınız yararının olmadığını bile bile umutsuzca... ondan bir tatlı söz için ölcek kadar çok seversiniz ama sevdiğiniz kişinin sevdiğini söylediği kişi yine msn e girer ve yılbaşıdır noel dir filan derken 2 -3 gün üst üste msn e girer ve tüm hayelleriniz yıkılır elinizde milyonlarca parçaya bölünmüş bir kalp ve o parçaların herbiriyle onu sevdiğinizle kalırsınız ama güçlüsünüzdür ve yine umut edersiniz buluşucağınız günü o benim olacak dersiniz artık ona aşkınızdan bahsetmezsiniz beklersiniz sadece beklersiniz zamanın geçmesini ... kendi tecrübemdir gözlem değilmuhatabında uyandırdığı hisler çok yanıltıcıdır. fazlasıyla güçlü, yoğun ve inatçı bir aşkın nesnesi, buna kayıtsız kalamaz. içinde bir tepki oluşur kişiden kişiye değişen. kimilerinde öfke uyandırır, kimilerinde sevkat, kimilerinde aynı derecede heybetli olmasa da benzeri bir aşk. ne idüğü belirsiz olmadığı sürece uyanan bu tepkiler sağlıklıdır, bir sorun teşkil etmez, kendilerine has bir kaderleri vardır, onu yaşatırlar dümdüz.
kimileri ise içinde uyanan dinginliği, coşkunluğu, hırçınlığı, durgunluğu, artık kime ne denk gelirse, anlamlandıramadığı zaman adlandırmaya kalkışabilir. tam burada kendisi ve aşığı için ölümcül bir hata yaparak aşık olduğunu sanabilir, sandırabilir. kandırabilir.
bu noktadan sonra olacaklar çok yıkıcı, çok sarsıcı. asla ulaşılamayan hayallerin güzelliği her gece uykuyu daha tatlı kılabilirken kırılan, parçalanan hayallerin sivri uçları yönünü bilmeden keser.
her aşkın bir karşılığı vardır vesselam, sanılan değil varolan verilmeli aşkın karşılığında, elde ne varsa o.
duyguları içinde patlamaktır. bazen yorar, bazen coşturur, bazen cesaretlendirir, bazen sinikleştirir. bir süre gider, bazen ömür boyu sürer.
insana midesine yumruk yemiş hissiyatı veren,aklın en mantıksız çalıştığı aşktır karşılıksız aşk.asla sağlıklı düşünemezsiniz,hele ki biliyosa,o daha da beterdir.gözlerinize baktığında içinizden bişey koptuğunu hissedersiniz.bu midenizde kelebek katliamı yaptığı yetmezmiş gibi kalbinizin ortasında bi boşluk olduğunu da hatırlatır bu bakışlar.hatta karşılıksız aşkla ilgili saçma sapan etryler girmenize bile neden olabilir.işte böyledir,hiçbişey olması gerektiği gibi olmaz.

Kelime Oyunu

yeniden başlamasına çok sevindiğim, televizyondaki ender kaliteli ve seviyeli programlardan biridir. seyirci kitlesi, yarışmacıları ve ekibiyle idealist kişileri içinde barındırır.
katılan yarışmacı hatunlardan birinin zoru görünce "ben yardım istiyorum" demesiyle neyin kafasını yaşadığını merak ettirmiştir. ayrıca yarışmacı "bana çok zor geldi yæ" demesi üzerine artık ihsancığım dayanamayıp "hadi canım ordan" diye cevap vermesiyle içimin yağlarını eritmiştir.
tekrar başlaması çok isabetli olmuş. neydi öteki yarışma yahu ihsan varol? seçilen konuyla ilgili bi bilgim yoksa kanal değiştiriyordum ki bazen hiç alakam olmayan konu başlıkları seçiliyordu. %50 sallayarak nereye kadar yani. kelime oyunu gayet çekiyor insanı içine. baştan sonra bir solukta bitiveriyor. yeniden başlamasına kesinlikle çok sevindim. hiç bitmemesi dileğiyle.
pek şeker ve komik adamlar topluluğu yarışmakta şu an. (stand up comedy programındaki kişilermiş, helepolis'e teşekkürler)
yarışmayı mı özlemişim, yoksa yarışmacıların şeytan tüyü müdür bilinmez, pek eğlendirmektedir.
artık facebook üzerinden de oynanabilen, bağımlılık yapan oyun. dün keşfettim oradan da oynanabileceğini ve saatlerdir bilgisayar başından kalkamıyorum.
insan neden papyon takar? ve neden papyonla bir yarışmaya katılır? sanırım "tarz" olmaya çalışan bir kardeşimiz. bu arkadaşın kesin "prensip" diye adlandırdığı takıntıları vardır. bence yani.
şu an yarışan murat isimli yarışmacı soruyu görünce donuyor. böyle bakakalıyor. çok yavaş düşünüyor sanırım. bir de pek bilmiyor. bilemiyor. arkadaşım olsa sevmezdim.
bir yıldan uzun süredir günü "19:50 - 21:40" ve "geri kalan saatler" şeklinde bölen biri olarak, içimden geçmiyor değildi. yahu diyordum, şimdi cin fikirli bir yönetici çıkıp, "değişiklik lazım, yeni kan lazım" falan gibi saçmasapan argümanlarla bu yarışmayı bitirmesin sakın? illa da değişiklik, aman yüzün eskidi aman kendini ezberlettin bak seyirci sıkılacak aman farklı format yenilik de yenilik bik bikbik. ama sonra diyordum, yok canım. ihsan bey yapmaz öyle şey. kelimelerinin son harfine kadar savunur bizi.

ve doğru mu yanlış mı o kadar yanlış bir programdı, o kadar rastgele bir yarışmaydı ki. gerçekten denedim, yürüsün istedim, böyle bitmesine gönlüm razı olmuyordu. ona zaman tanıdım. hatta itiraf edeyim, bir süre kendimi kandırmaya çalıştım. ama olmadı. yüreğime söz geçiremedim. sevemedim. nasıl sevebilirdim? öyle bir formata sahipti ki, ne akıl yürütmeye doğru dürüst imkan tanıyordu, ne de k.o. gibi adeta anamnesis'e dayanıyordu. bu tamamen rastgele olan bilgi kırıntıları senin dağarcığına hiç düşmemişse, bilemediğinle kalıyordun. hem içeriği oluşturan bilgiler hiç de ilgimi çekmiyordu. yani elle tutulur, yeni bir şey öğrendiğimi hissetmiyor, "aa ne ilginç, ne güzel bak bunu öğrendiğim iyi oldu" diyemiyordum. zaten ne zamandır hiç hoşlanmıyorum bu rastgele kırıntı bilgilerin kutsanmasından. kelime oyunu öyle miydi oysa? çok daha büyük ve ortak bir havuzu, kulağa mutlaka günün birinde çalınanları malzeme ediniyordu. anamnesisi merkeze alan bir öğrenmenin birleştiriciliği de burada zaten: neredeyse herkes, bilemediği neredeyse her kelime sonunda bir "yaaa doğru yaa" çekiyordu. k.o. insanları zihinlerinin bir köşesine sinmiş şeyleri yeniden, farklı biçimlerde düşünmeye zorluyor, onlara daha önce bakmadıkları gözlerle bakmaya teşvik ediyordu. kastettiğim, şu zıpır tanımlar değil yalnızca. sözlükten alınan bir tanım için de bu "yeniden düşünme" söz konusu, çünkü hiçbirimiz sandalyeyi birkaç cümlede, net bir tanım halinde kafamızda somutlaştırmıyoruz. üzerine oturuyoruz sadece. işte bu sebeplerle yarışmaya herkes bağlanabiliyor, cevabı o an bilsen de bilmesen de kopmalar yaşanmıyordu.

ağlaklığı uzatmak istemiyorum, ama bu yarışmayı yayından kaldırıp yenilik, değişiklik diye bikbik ötme kararının arkasında kim varsa şunu bilsin: bir efsane olmanın kıyısından döndünüz. az daha oluyordu, gereksiz riske girmeden bir harf daha alsaydınız, süreyi iyi kullansaydınız, şöyle bir derin nefes alıp verseydiniz olacaktı bu iş. ama şansınıza yenik düşmediniz: düpedüz kendi aldığınız kararlar yüzünden beceremediniz. yeniliğin, değişikliğin kerameti ne zamandan beri kendinden menkul arkadaş? anlamıyorum şu televizyoncu kafasını gerçekten. yahu ne olacak on yıl, yirmi yıl bize yarenlik eden bir yarışmamız olsa? birlikte saçlarımız ağarsa? rating mi düştü? bak gece on ikiye koy biz yine izleriz. ayrıca, düşsün la düşsün bi tanesi de düşsün yahu. şu koca ekranda bir tane de gerçekten naif ve zarif eğlencemiz olsun, yetmiyor mu 20 dakikalık sıradan bir olay örgüsünü başından sonundan çekiştire çekiştire 95 dakikalık eziyetlere çevirmeler, iki milyon dolarlık soruyu yanlış bilene banji jumping yaptırmalar, timsağın ağzına kafasını sokturup çıkarmalar? bazısı da zarifinden, naifinden istiyor. yarışmacı kıtlığı çekiyorsanız, ya da ihsan bey sürmenaj geçirecek gibi olursa bir yarışmacı eksiltirsiniz, dört + 1'den haftada beş gün program yapar, iki gün yatarsınız. kelimelerin tükendiğini, artık çok tekrara girmek zorunda kaldığınızı hissediyorsanız (ki aklım almıyor bunu gerçekten), bir kere, osmanlıcaya biraz daha ağırlık verilebilir, o da olmuyorsa, formatta küçük değişikliklere giderek (tanımları biraz daha esnekleştirerek, hatta araya ufak tefek muhakeme soruları serpiştirerek vs) çare bulunabilir. ama naptınız? kaldır yenisini getir bak bu iyi gider. haa, gitti gitti iyi gitti.

neyse. çok özlemişiz ama be. tamam ihsan bey, süren doldu, bizi şu doğru mu yanlış mı denen garabet için ağır sattın, ama affettik artık seni. geçti gitti.

hah. şimdi. bugünkü bölüm sanırım izlediğim en heyecanlı hafta finaliydi. bundan iki tane arka arkaya koy, rambo iki olur. kan, ter, gözyaşı, ihtiras filan ne ararsan vardı. ilk yarışmacı 8300'le sağlam çaktıktan sonra, ikinci ve üçüncü yarışmacılar bu yükü kaldıramadı ve şampiyonlar ligine ilk kez katılan bursaspor misali valencia'dan 6 filan yiyerek süreçten düştü, ikibinli üçbinli puanlar aldı. dördüncü yarışmacı son dört soruda hiç harf almadan tüm soruları cevaplamak zorundaydı. imkansızı istedi, zorladı, ama yapamadı. yaklaşmıştı. son yarışmacı ise yine son dört soruda tek bir harfle 8400'ü çaktı ve kazandı, harikaydı. yani oturup senaryosunu yazsan, yok ya inandırıcı olmaz diye heyecanın dozunu düşürürdün biraz.
bweb sitesinden kısa bir tanıtım yazısından başka bir malumat alamayınca çok şaşırdığım yarışma. zira bu akşam aniden katılmaya karar verdim. yarışmanın sonunda katılım için verilen mail adresini "nasılsa netten bakarım" mantığıyla dikkatli dinlemedim.

bu hususda bilgisi olan suserların yardımını bekliyorum. ayrıca bu yarışma bir ödül veriyor mu bu da merak ettiklerim arasında.
u akşamki bölümde bir memetcan yarışmıştır ki, sempatikliği ve ışıl ışıl gözleri ile yıldızı parlamıştır.
gölge atmak nazarına gelmiştir. gecenin birincisi olması dileğimdir ki bir kez daha izleme keyfini yaşayalım.
geçenlerde yaşanan ''merinos'' krizine binayen;

''ülkenin yarisi deseydik, daha kolay olurdu'' cümlesinin doğrusu ''türkiye'nin yarısı deseydik daha kolay olurdu'' dur..

burada kastedilen merinos, merinos halılarıdır ve ''türkiyenin yarısı'' kısmı da merinos halılarının reklam jingledır..

yarın sabah yüksel aytuğ köşe yazısında, kelime oyunu ve ali ihsan varol'dan özür mahiyetinde bir yazı yayınlayacaktır..

hastası olunan sözler

sizi domuzlar sizi,domuzlar gibi çürüyorsunuz.içinizde en çoğu var en azını kullanıyorsunuz, beni duyuyor musunuz ha?
içinizde milyonlar var kuruşları harcıyorsunuz.içinizde bir dahi var deliliği düşünüyorsunuz.içinizde bir kalp var boşluklar hissediyorsunuz.hepiniz.her bir,hepiniz..
harcamanız için savaş gerek.düşünmeniz için engel gerek.büyümeniz için bi meydan okuma gerek.kalan zamanda yerinizde sayıyorsunuz.domuzlar sizi!
tamam ya! allah sizi kahretsin!ben size meydan okuyorum,ben.
ölün yada yaşayıp büyük olun.kendiniz havaya uçuran nalları dikin yada bana gelin sizi heybetli yapıyım.ölünm sizi kahrolasılar,ya da gelip beni gully foyle u bulun ve sizi büyük yapayım.
size yıldızları vereyim .sizi adam ediyim!
gully foyle
"lamba cininin "dile benden ne dilersen" cümlesine, "canının sağlığı" cevabını verebilecek mahcup adamların hatırı için dönüyor dünya.""ey zahit şaraba eyle ihtiram.
insan ol cihanda bu dünya fani.
ehline helaldir na ehle haram,
biz içeriz bize yoktur vebali.

sevap almak için içeriz şarap.
içmezsek oluruz düçar-ı azap.
senin aklın ermez bu başka hesap.
meyhanede bulduk biz bu kemali."
''kendimi her zaman mutlu hissederim. neden biliyor musunuz?
çünkü kimseden bir şey ummam. beklentiler daima yaralar. hayat kısadır. öyleyse hayatınızı sevin.
mutlu olun ve gülümsemeye devam edin ve konuşmadan önce dinleyin, yazmadan önce düşünün, harcamadan önce kazanın, dua etmeden önce bağışlayın, incitmeden önce hissedin, nefret etmeden önce sevin, vazgeçmeden önce çabalayın, ölmeden önce yaşayın. hayat budur. onu hissedin,onu yaşayın ve ondan hoşnut olun...''
"çamaşır yıkayacaksak neden evlendik mınakoyim?"

müthiş bi' laf, enfes bi' tespit. adam teoride ömür boyu sürecek bağlılığı haftada 5 kilo don yıkamaya indirgemiş. her zaman hayal ettiğim kadar basit ve yalın. kaave adamı.

"n'aptın?" var sonra. o kadar müthiş bir soru ki cevabı ufacık bir reverans da olabiliyor sayfalarca kompozisyon da.

çocukluk kahramanım wallace'ın oğlunun hayatının anlatıldığı filmin afişinde bi`şi yazardı, her aklıma geldiğimde "hayatın özeti ve en acı sırrı bu olmalı" diyorum kendime;

herkes ölür, sadece bazıları gerçekten yaşar.

bir de ziya paşa'nın terkib-i bend'i zaten komple hasta olmalık da 8. bendi bi' başka güzel. sonra mevlana'nın mesnevisinden herhangi bir beyite hasta olurum, çekinmem. sevdiğim ikişer beyitle bitireyim;

ziya paşa;

bil illeti kıl sonra müdavata tasaddi
her merhemi her yareye merhem mi sanırsın

...

hali ne zaman kaldı cihan ehl-i tama'dan
sen zatını bu aleme elzem mi sanırsın

mevlana;

sırlarım olmaz iniltimden uzak
her göz farketmez işitmez her kulak

...

anlamaz olgun adamdan ham adam
söz hem az hem öz gerektir vesselam

anket başlığını ilkokul son sınıf kompozisyon ödevine çevirmem de tuhaf bi`şi oldu. bak aklıma geldi, bi' kere ortaokulda kompozisyon sınavında resim yapmıştım. 75 almıştım. halbuki o yaratıcılık daha iyi bir puan hakediyordu. sevgili öğretmenler yaratıcılığı destekleyin, öğrenciyi mağdur etmeyin. 1 puanla kaçtı teşekkür :(
-"az once fransız bir turist sultanahmet'e nasıl gidecegini sordu, ben de onu sultangazi'ye yolladim. fransa, bu daha baslangıç!"

-"düğün videomuzu tersten oynattıkça sevinçten uçuyorum. yüzükler çıkıyor karım salondan çıkıp arabaya binip gözden kayboluyor. süper!"

-"bakkalda 10 kuruş eksiğim çıktı cebimdeki sakızı uzattım, afalladı. gün intikam günüdür bakkal amca!"

-"ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara adamı, hala şaşkınlık içerisinde!"

-"sevdiğini serbest bırak, dönerse senindir, dönmezse ebenindir, zıplıyorsa delidir, çömeldiyse dokunma!"

-"türk kızları mı rus kızları mı deseler hiç düşünmeden türk kızları derim. çünkü düşünürsem rus kızları derim."
"penisi yok diye, kızları hafife almayın. hayatınızı öyle bir sikerler ki, erkekliğinizden utanırsınız."
"iki insanın arkadaş,sevgili ya da eş olabilmeleri için önce 'ayıplarının' bir olması gerekir."
"süresini ve yörüngesini bilmeden çıktığımız bu yolculuğun neresindeyiz acaba? ve daha kaç gemi var içinde olmak isterken ardından el sallayacağımız..."


a beautiful face doesn't mean anything without a beautiful heart.
- güzel bir yüz, güzel bir kalp olmadan hiçbir şeyi ifade edemez.
why do we close our eyes when we pray, cry, kiss, dream?
because the most beautiful things in life are not seen but felt only by heart.
- neden dua ederken, ağlarken, öpüşürken veya rüyadayken gözlerimizi kapatırız?
çünkü hayattaki en güzel şeyler gözlere görünmez, sadece kalple hissedilir.
i don't care who was before me as long as i know there's nobody during me.
- benimleyken kimse olmadığı sürece benden önce kim olduğunu umursamam.
real men don't love the most beautiful girl in the world. they love the girl who can make their world the most beautiful.
- gerçek erkek dünyanın en güzel kızını değil, kendi dünyasını en güzel yapan kızı sever.
success always hugs you in private. but failure always slaps you in the public.
- başarı seni sürekli yalnızken kucaklarken başarısızlık hep umuma açık yerde tokatlar.
i'm not telling you it is going to be easy, i'm telling you it's going to be worth it.
- kolay olacağını söylemiyorum ancak buna değeceğini söylüyorum

Gigapedia library

isaac asimov'un ongordugu internet modeline (kendisi internet demez, connected computers derdi) uygun bir websitesidir.
yani dusunun; tarih boyunca iletisimin rolu ne kadar onemli. gerek baris, gerek savas durumunda kilit bir yetidir iletisim kurabilmek. onemli bir durum.
bugun insanligin kullanimina sunulmus teknolojiler (her boku sunmuyorlar cunku end-user'a) sayesinde iletisim cok kolay bir hal almistir. (parasi olana tabii, o ayri bir konu) kotu sayilmayacak bir hesaplama gucu de var elimizde.
bu imkanlara sahip dunya nufusunun cogunlugunun yaptigi sey ise kedi videolari gibi sacma sapan seyleri izleyip izleyip gulmek.
bir newton, bir einstein gunumuzde yasiyor olsaydi; bu kadar dikkat dagitici etkenlerin arasindan siyrilip yine bir newton, bir einstein olabilir miydi ? gunumuzdeki insanlar mi komple gerizekali yoksa bu imkanlar mi bizi gerizekalilastiriyor ?
hayir efendim, insanlik gerizekali degil. ispati da library.nu gibi, khanacademy gibi bilgiyi temel almis olusumlardir.
son olarak su meshur vecizeyi sunuyorum:
"annenize, babaniza saygi duyun. onlarin ogrencilik zamaninda wikipedia yoktu."
captcha'lar yüzünden sinir olduğum web sitesi. bir kitap indirmek için 2 kere captcha yazmanız lazım. ikisinde de yazıyı çözmek için baya bir kastırmak zorunda kalıyorum. ama captcha'nın üstündeki yazı da çok manidar. bağış yaparsak daha güvenilir bir kişi olduğumuz belli olurmuş daha az captcha'a ile muhattap olurmuşuz. bak sen!
an itibarıyla bir türlü login olamadığım site. ücretsiz arama yapmak mümkün ama ben üyelik bilgilerimle girmek istediğimde sunucu hatası verip duruyor. bir de daha önceden ulaşabildiğim bazı kitaplar şu an arama sonucu çıkmıyor. acaba neden ki?
inanılmaz zengin bir içeriğe sahip hayat kurtaran site, heyecanlı bir şekilde girip aradığım kitabı bulamayınca ağlamama sebebiyet veriyor ulen burada da yoksa hiç bir yerden bulunmaz ki?
eger siteye bagista bulunursaniz yahut yeterince upload yaparsaniz ilave özellikler aciliyor, mesela dile göre arama. bence siz hem upload yapin, hem de bagis yapin, hic yapamiyorsaniz 5 euro yapin, inanin iyi bir yere gidiyor.
search kisminda document seceneginin altinda archives diye bir secenek daha var. sanirim orada gigapedia zamanlarindan kalan linkler mevcut. canli durmuyorlar ama kopyala yapistir yapip tikladiginizda calisiyor.
edit: uzerindeki notta gigapedia'dan kaldiklarini aciklamislar zaten. heyecandan farketmemisim.
eğer belli bir kitabı değil de bir konu hakkında kitap arıyorsanız, karşınıza çıkan ilk kitaplara sarılmayın hemen. bazen ilk sayfalarda 2000 basımı kitaplar olmasına rağmen en son sayfada 2011 basımı bir kitap bulabilirsiniz. metadata işine yeni yeni giriyorlar, o yüzden belli bir kriteri yok (varsa da ben çözemedim daha) sıralanan kitapların.
arama kısmı olmadığından ancak sayfa sayfa gezerek kitap bulabildiğim site. birde arama seçeneği olsaydı çok harika olurdu.
domain uzantısından olsa gerek, adresi her gördüğümde kütüphane fantezileri canlanıyor kafamda. ya libidom tavan yaptı, ya da hakikaten bir sorun var bu işte. akademik çalışma falan yapılmaz arkadaş.
düzeltme: üye olununca arama seçeneği geliyor, fakat üye olabilmek için gmail hesabı şart.
benim gibi akademisyenler için vazgeçilmez bilgi kaynaklarından biridir. en azından kütüphane kütüphane kitap aramaktan sizi kurtaran bir sitedir.
valla tuhaf insanlarsınız. zamanın ötesine gönderecek ne buldunuz burada anlamakta zorluk çekiyorum gerçekten.
temel düzeyde, ya da lisan öğrencisi veya amatör araştırmacılar için ilgilendiği konuya dair ilk bakılacak yer gibi bi şey sanırım. en azından bana böyle gözüktü. ilk başta scholar.google gibi bi şeyle karşılacağımı zannetmiştim, ama tamamen farklı profildeki kullanıcılara hitap ediyor. ondan farklı ve güzel olan tarafı ise, size doğrudan kitabı download olanağı sunması. makale veya alıntılanma gibi olaylara karışmamışlar sanırım.
bir zaman sonra gelen edit: "temel düzeyde, ya da lisan öğrencisi veya amatör araştırmacılar için.." kısmını artık editlemek gerekiyor. nasıl bir kaynak akışı varsa, eşeğin bi tarafına su kaçırmışlar adeta. hali hazırda muazzam bir veri tabanına dönüşmüştür. aman diyim nazar değmesin.
internetteki bilgiye erişme açısından google'dan sonra şuan için en yararlı internet adresi. tabi ki akademik düzeyde(en azından lisans) kitap ve makaleler bulundurmakta olduğundan popüler bilgiye ulaşmada zaten google'ı geçemeyecektir.
gigapedianın yeni adresi. fakat gigapediada ki üyeliğinizi kullanamıyorsunuz bu sitede. baştan hesap açmak zorundasınız ki hiç de zor değildir ki, sonucunda ulaşacağınız kitap veya yazılı her ne varsa belgenin haddi hesabı yok en azından benim içinçoğu araştırma, makale, proje görevlerimde yararlandığım; hatta derslerden geçmemi sağlayan gigapedia'nın devamı olan site. e-bookları görüntülemek için sizi kütüphane kütüphane dolaşma zorunluluğundan kurtarır.
gigapedia'da yaşanan performans sorunlarının en azından şimdilk halledildiği yeni hazine merkezi. gigapedia üyelerinin yeniden üye olması gerekiyor. tabii ki ücretsiz...

Sporting braga 0 Beşiktaş 2 maçı 14 şubat 2012

oyunu bir nebze olsun ilerde tutmak adına pektemek ile başlamanın daha iyi olacağını düşündüğüm(maç öncesi kadroları gördüğümde öyle düşünüyordum) maç.başlamadı ama gol yiyelim alırız sonra mantığına girmeden alsa pektemek'i güzel şeyler olabilir.veli-fernandes-ernst-necip ve ilerde pektemek-q7,şu beraberlik olsun bizim olsun maçı için tadından yenmez.he,ekleyeyim simao'dan zerre bir şey beklemiyorum inşallah yanılırım.
edit:evet,helder barbosa atıldı,şimdi işler değişti.ilk hedef golü bulmak,maçı kazanmak olmalı.değişiklik şart.
edit2:"inşallah yanılırım" kısmının gerçekleşmesi sevindirici.yazdıruzgar laleleri yine gaza gelmisler, yorum yapmislar, okuma eziyeti de bize kalmis.
besiktas'in bu macta alninin akiyla cikacagina inancim tam, ama hadi diyelim 3-0 yenildik. ne carvalhal'in, ne q7'nin ne baskasinin son sansi. senin son sansin olabilir, dunyadan bihaber adam.
bu ulkede son 3 yildir avrupada maclara cikan tek takim besiktas haberin var mi bilmem? gecen sene turk takimlari birak subati, eylulu goremezken bjk gormustu, yine bu sene hani nerde, trabzon o beles gruptan, o kaos icindeki interden galibiyet almasina ragmen 2. olamadi. yine de kucumsenecek basari degil o da, cunku senin ulkende futbol bitmis.
karsindaki takim koy takimi degil hiyar agasi, gecen senenin europa ligi finalisti braga. hani senin ulkenin 60 yillik tarihinde sadece bir takimin becerebildigi, ve 10 yildir her turlu basarisizliginda kafamizi yedigi olay.
q7 cikar aslanlar gibi oynar inancim tam, bence besiktasin derdi ne demiroren ne baskasi en buyuk sorunu taraftar. birazdan demiroren basligina yazacagim bir entry ile anlatacagimsonunda bir yolunu bulup izleyebileceğim maç. gider beşiktaş maçının olduğu güne prova koyarlar sonra provalarda luzabril neden kendini sahneye vermiyorsun derler. ananın amı çünkü kartalımın maçı var! gelelim fasulyenin faydalarına tabi. kadro seçimi çok garip geldi bana, forvetsiz çıkıp q7 gibi bir futbolcudan forvet olmasını beklemek saçma. sanırım biraz saha içerisindeki futbolcularımızın performansına bağlı olacak bu maç. unutmamak gerek, braga defansı gerçekten çok sağlam. sert oynuyorlar. bizim oyuncularımız kaybolup gidebilir o takım arasında. sonucu bekleyip göreceğiz. dilerim beşiktaş'ım buradan kendisine yakışan bir sonuç çıkarır. en az beraberlik alsak çok güzel olur. gollü beraberlikler daha güzel olur.
carvalhal'in zaten dünkü "buradan güzel bir sonuçla çıkıp, kendi sahamızda işi bitimeyi planlıyoruz" açıklaması kafadan galibiyeti düşünmediğini belli etmişti. adam beraberliğe gitmiş portekiz'e. hatta 2-1 mağlup falan olsak bile iyi olacak gibi düşünüyor bence.
carvalhal'i sevdik, ettik ama biraz cesur olması lazım. takım ne kadar kötü olursa olsun, elbette saha dışı faktörler var uzundur takımı rahatsız eden (kulübümüzün yakında y.d. yüzünden batacak olması) ama gene de "galibiyet için çıkıyoruz" demeliydi. karşında bercelona yok. yani tutup da "aman gerçekçi yaklaşmış adam işte" demenin de mantığı yok. gerçekçi olmak her zaman iyidir ama korkaklığı 'gerçekçiymiş gibi görünerek' saklamaya çalışmak kötü duruyor.
ligtv'den atakan kurt'a göre muhtemel 11'in ilerki ucunda simao, almeida ve quaresma'nın olduğu maç. rakip takımın kanatları iyi kullanan bir ekip olduğu ve simao'nun bu seneki formsuzluğu düşünülürse sanki veli'yi kenara kaydırıp orta sahada necip'i oynatabilirdi carvalhal. böylelikle hem kanat savunmamız daha iyi olurdu hem de orta sahamız direncini kaybetmezdi. daha maçın başlamasına baya bir süre var inşallah simao yerine necip ilk 11 başlar, başlamasa da inşallah simao beni yanıltır. tabi ki sonuç n'olursa olsun değişmez gerçek:
demin braganin kendi sahasinda oynadigi maclara baktim 9 lig macinda 8 galibiyet 1 beraberlik almislar.23 gol atip 6 gol yemisler. besiktasin lig ve avrupadaki performansini ayri tutarsak diyebiliriz ki stokecity'deki maci gercekten iyi oynayarak kaybetti. yani macin hakki beraberlikti. kiewdeki maci anlatmaya gerek yok tipik besiktas maclarindan biri. son dakika golü beraberligi 90+3 te kaybettik. ki ondada kötü oynamamisti besiktas.
aslinda futbolda nefret ettigim bi terim vardir "haddimizi bilerek oynayacagiz" , ama bu macta bence en azindan ilk yari fazla aksiyon aramamakta fayda var. keza besiktasin kolay gol yedigi malum. ama kötü oynadigi maclarda da duran toptan serbest vurustan gol bulabiliyorlar. o sebepten sabirli olmaliyiz diyorum. besiktas turu gecmek istiyorsa bugün mutlaka gol atmali. hatta bana mac 2-1 bitecek deseler simdiden raziyim derim.
adettendir deyip bahisciler icin gelsin;
braga 1,5 üstü atar icin oran 1,8 lerde.
sürprizciler icin: mac skoru 2-0 veya 2-1 bitecegi kanaatindeyim oranlar sirasiyla (7,0 - 8,25)
beni "acep q7 ile sivok kasten kart mı görselerdi hazır avantajlı bir skor almışken zira artık bu maçın rövanşından daha kolay bir maçımız olmayacak avrupa liginde" diye düşündüren maç.
yanlış anlaşılma editi: gençlerbirliği ve geçen seneki fenerbahçe maçlarını düşününce bizim takımın ne kadar kırılgan olduğunun farkındayım. malum biz kanseriyle barışık yaşamaya alışmış insanlarız. inönü'deki maçta herşey tepetaklak olabilir tabi ki. ben zaten rövanş maçı kolay olacak demiyorum, avrupa ligindeki bundan sonraki maçlarımız ondan daha zor olacak diyorum. hem q7 formsuzken cezalı olsa form tuttuktan sonra ileri turlarda ceza almasından iyi olurdu.
son yıllarda bir türk takımın kazandığı en güzel avrupa galibiyetinin yaşandığı karşılaşma. ülke futbolunun bu kadar kara batak bir durumda olduğu şu dönemlerde gerçek anlamda türkiye'de futbol seyircilerinin odaklarını futbola çevirdiği için bu sene ayrı bir yeri var beşiktaşın. son dört avrupa maçını kazanması, grubundan lider çıkması ve elde ettiği skorlar tur kapısını ardına kadar açması dolayısıyla gerçekten takdir ve teşekkür edilesi takım beşiktaş.
maça gelince; bu akşam bir fernandes izledik. 'orta saha oyuncusu' söyleminin tanımı olduğunu gördük bu adamın. bu oyuncu gerçekten ileriki yıllarda çok farklı yerlere götürebilir beşiktaş'ı. bu oyuncu üzerine takım inşa edilmeli kanımca. quaresma ilerde tekti ve yanlız kaldı. bir-iki ani atakta klasını gösterir gibi oldu ama dediğim gibi yanlızdı. ernst gerçekten büyük profesyonel, tarihi bir adam beşiktaş için. egemen ve sivok'a sene başından beri söylenecek pek fazla bir şey yok zaten ama bu maçta duvar oldular adeta. veli ve necip bu takımın gelecekleri. böyle tecrübeler onlar adına çok önemli ve güzel. tanju beşiktaş'ın son dönemdeki en önemli kazançlarından birisi. ismail-tanju ikilisi sol bekte iyi olur. simao ise bugün bence defans özellikleriyle ortaya çıktı. adam kovalamayan simao bugün yemin etmişçesine adam kovaladı. iyi bir ara pasını da değerlendirip golünü attı. toraman da bugün görevini yerine getirenlerdendi. gördüğü kart çok gereksizdi.
kısacası; sevgililer günü hediyen için teşekkürler beşiktaşk. sosyal medya'da da görüyorum, bir çok başka takım taraftarları iyi niyetle tebrik ediyorlar. şu yaşanan berbat süreçte bu halkın futbol sevdasına bir nebze iyi geldintribün hortlaklığı olmadan, taşsız çakılsız çamursuz keseksiz bir zeminde;
oynatmamaya yönelik değil de kendi oyununu oynayan bir rakibe karşı beşiktaş'ın ne kadar başarılı olabileceğini gösteren maç.
atıyorum bugün bir yunan takımıyla deplasmanda oynasak sıçarlardı ağızımıza yüzümüze. atalarımıza mahçup olurduk falan.
maçların oynanmadan kazanılmadığını ve istatistiğin de bir yerde bi boka yaramadığını bizlere bir kez daha göstermiş olan maçtır. futbol bu yüzden açık ara en çok takip edilen spor işte.
maça gelirsek, braga kırmızı görmese de beşiktaş'a gol atamayabilirdi ve 0-0 bitme ihtimali yüksek bir maç olurdu. 2-0 lık skor %95 turu atlatmıştır kartalımıza.
umarım bu fernandes yıllarca takımda kalır. bu kadar kaliteli bir orta saha oyuncusu beşiktaş ta hiç olmadı. bu kadar iddialıyım.
quaresma da bir an önce götü küçültmeli yoksa işi zor.
carvalhal'in pozitif enerjisi takıma yansıyor ve şans yanımızda oluyor bir şekilde.
hakedilmiş güzel bir galibiyetle tamamlanan karşılaşma.
beşiktaş avrupalı takımlar bizi senelerdir nasıl yeniyorsa, bir avrupa'lı takımı o şekilde yendi bugün. yan toptan gol attık, ikinci yarı rakip takım iyi oynuyoruz sandığı dakikalarda kontradan ikinciye attık, rakip baskı kurduğu dakikalarda hiç pozisyona giremedi. (cenk bir kere yere yattı maç boyunca). bu bize uygulanan tarifeydi senelerdir.
beşiktaş takım olarak avrupa'da muazzam bir özgüvenle oynuyor son bir kaç maçtır. ben bunda 3 kasım 2011 beşiktaş d. kiev maçındaki karambolün de rol oynadığını düşünüyorum açıkçası. özellikle son yarım saat yapılan top çevirmeler ve tek paslar rahatlığın göstergesiydi. tabii 30. dakikada kırmızı kart gören dangalağın da bu rahatlıktaki etkisini yok sayamayız.
sonuç itibariyle gayet tatmin edici bir skorla türkiye'ye dönüyoruz. maç 3 ya da 4 olabilirdi tempoyu yükseltip rakibin üstüne gitseydik, ama es kaza bir gol yesek saldırırken 2-2 de bitebilirdi. sonuçta deplasmanda 2-0'ı yakalamışken böyle bir riske girmek amatörce bir davranış olurdu bence, o yüzden carvalhal'ı haklı buldum. öte yandan oyuncu değişiklikleri doğru olmakla birlikte pektemek-simao değişikliğini 15 dakika erken yapsaydı daha iyi olurdu kanımca.
faceturk.org facebook türkiye face türk sohbet facetürk